Beypazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beypazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2008 Perşembe

Sonbaharda Beyza'yla Beypazarı keyfi...

İlk kez gittiğimde oğlumun hastalığı yüzünden pek bir zevk alamadığım Beypazarı'na bir kez de Beyza geldiğinde gittik. Kısa bir gezintiydi doğrusu ama güzeldi. Çok fazla olamasa da Beyzayla biraz fotoğraf çekme şansımız oldu. Beypazarı çok güzel bir yer. Eski zamanlarda yaşıyormuşunuz gibi. Tıpkı Safranbolu gibi. Bayanların taktıkları eşarpları Sürmene'dekilere çok benzetiyorum. Bu kez gittiğimde kendime bir tane aldım. Deseni bence çok güzel. En kısa zamanda Ankara'da ki arkadaşlarımızla tekrar Beypazarı'na gideceğiz. Yediğim sarmanın tadı hala damağımda. Bu kez fotoğraflara baklavadan başladım. Ben Beypazarı'nın ünlü 80 katlı baklavasını çok fazla beğenmedim. Belki yediğim yerden dolayıydı bilmiyorum. Aşağıdaki fotoğrafta görülen baklavadan tatmadım doğrusu ama çok davetkar görünüyordu. İlk gittiğimde tekrar deneyeceğim. Kendimize yolda giderken yemek üzere sarmada aldık , tadı gayet güzeldi ama o bakır kap içinde birazda yağ katılmış sarmalar daha güzeldi ya...
Beypazarı kurusunu İstanbuldayken hiç farketmemiştim doğrusu. Ankara'ya geldiğimde her yer Beypazarı kurusuyla doluydu ama ben tatmak için Beypazarını bekledim. İyi ki de öyle yapmışım. Kuru olan gerçekten çok güzel ama ben derim ki giderseniz tazesinden de bir deneyin. Yani sert olmayandan. 2-3 gün içinde tüketmeniz gerekli ama çok lezzetli.



Sultan Alaaddin Camii

Geçen kez fotoğrafını çekmediğim için çok üzülmüştüm. Bu kez nihayet çektim. Diğer gitiiğimde inşallah içini gezeceğim. Paşa Mahallesi'nde yer alıyor. Selçuklu Sulatnı Alaaddin Keykubat zamanında 1221-1225 yılları arasında yapılmış. Tipik bir Selçuklu mimarisi eseri.


Yine Alaattin Sokak...




Beypazarı'ndan çeşitli kareler...






Güzel bir sonbahar fotoğrafı....

28 Mayıs 2008 Çarşamba

Yaşayan Müze

Abbaszade Konağı
19 yy’da yapılmaya başlanmış. 2 yılda tamamlanmış. Yanyana iki konaktan birisi. Sahipleri Beypazarı’nın çok zengin ailelerinden. Anne Beypazarının ilk kadın öğretmenlerinden baba ise tiftik tüccarı. Belediye tarafından restore edilmiş. Tarihi bir konak görmek hem de burada ebru sanatı, ıhlamur baskı gibi sanatlarla uğraşmak yada kurşun döktürmek istiyorsanız burası tam size göre.


Fotoğraflar iyi çıkmamış farkındayım ama yine de koymalıyım diye düşündüm. Abbaszade Ailesi zengin bir aileymiş ve fakirlere yardım edermiş. Bu dolap konağın hemen girişinde bulunuyor.Fakir kişiler girişe gelip bu dolabın kapağını çalıyorlar ve tabaklarını koyup dolabı döndürüyorlar sonra dolap tabak dolmuş bir halde geri döndürülüyor. Böylece ihtiyacı olan kişi kimse tarafından görülmemiş oluyor ve rencide olmuyor. Günümüzde yardımlarını bile gösteriş olsun için yapanları düşünmeden edemedim doğrusu. Eski günleri aramamak ne mümkün...
Girişteki oda.İlk gelin odası. Burasının diğer gelin odasından niye farklı olduğunu sorduk. İlk gelin geldiğinde gelin odaları böyleymiş o yüzde öyle dediler. İki oda arasında büyük fark var. Her iki odada da banyo var.Düşünün o zaman için ne büyük lüks değil mi?

Yeni gelin odası. Ben buraya bayıldım doğrusu. Bindallı yatak örtüsü ne kadar güzel değil mi?

Yeni gelinin orijinal kendi elbiseleri.

Mutfak

Siz nazara inanır mısınız bilmiyorum ama ben inanıyorum. Kurşun döktürmenin iyi olduğununa da inanıyorum. Siz de inanıyor ve istiyorsanız bunu 'Yaşayan Müze'de yaptırabilirsiniz.





Yemek Odası

27 Mayıs 2008 Salı

Beypazarı

Pazarda satış yapan teyzelerden... Ne kadar güzel çıkmış değil mi?
Güller ve pencereler... Ayrılmaz ikili.

Ablam öğrencilik hayatının büyük bir çoğunluğunu Ankara’da geçirdi. Yani çocukluğum Ankara yollarında geçti diyebilirim. Tabi o zamanlar TEM yoktu. Eski yol diye adlandırılan E-5’ten gidip geliyorduk. Defalarca Beypazarı’ndan geçmişiz yani anlayacağınız. Tabi o zamanlar restore edilmemişti ki Beypazarı bizim dikkatimiz hiç çekmemişti. Ankara’ya yaklaştıkça evler tipik Ankara evleri haline gelirdi. Babam evleri çok beğenirdi bir inşaat mühendisi gözüyle. Ben seneler sonra Beypazarı’na gittim ve büyülendim. Aynı geçmişe gitmişlik duygusunu Safranbolu’da da hissetmiştim. Oğlum hastalığı dolayısıyla huzursuz olmasa herşey daha güzel olabilirdi elbette ama yine de güzeldi. Gittiğimiz grupta iyiydi tabii ki.

www.beyipekyolukonagi.com

Ankara’ya çok yakın olduğu için eşimle sık sık gelmeye karar verdik Beypazarı’na. Bir gece de kaldık. İpekyolu Konağı’nı rastgele seçtim internetten. Ama şunu söylemeliyim ki gerçekten çok güzel bir oteldi. Çok temizdi ve en önemlisi çalışanları ilgili ve güleryüzlüydü. Zaten Beypazarı’nın insanları çok güleryüzlü,konuşkan ve misafirperver. Akşam yemeğimizi İnözü Vadisinde yedik. Ortam ve yemekler (kalan yemekler demeliyim) çok güzel olsa da menüde ne istediysek yok cevabıyla karşılaştık. Çok kalabalık bir gün geçirmiş olsalar bile Beypazarı gibi çok ziyaretçisi olan bir yerin daha hazırlıklı olmasını beklerdim doğrusu. Tabi bunu adını vermesemde sadece yemek yediğimiz restaurant için söylüyorum. Neyse bence yolunuzu Beypazarı’na kesin düşürün. Eski zaman havası soluyun biraz. Her tarafımız teknolojiyle çevrilmişken bu çok iyi gelecek size eminim. Şimdi sırada Nallıhan var. Oraya Özlemlerle birlikte gideceğiz.Hem Canan’ı ziyaret edeceğiz hem de Bir Nallıhan sefası yapıcağız. Eee Ankara’ya geldik gidiyoruz biraz gezmek lazım değil mi?

Beypazarı'nın Geçmişi...
Beypazarı Ankara'nın 100 km batısında, yukarıda da yazdığım gibi eski Ankara-İstanbul yolu üzerinde.Geçmişi İ.Ö. 2000 yılına kadar uzanıyor. Beypazarı ilçesine ilk çağda Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, daha sonra da Anadolu Selçuklu ve Osmanlılar'ın egemen olmuşlar. Hititlerden önce ise Hattilerin ülkesi olarak adlandırılan Beypazarı İnözü vadisindeki kaya oyuklarında Phryler yaşamışlar.
Roma döneminde, Kral ve İpekyolu üzerinde önemli bir ticaret noktası olmuş. İlk adı Lagania. Lagania ‘Kaya Doruğu Ülkesi' anlamına geliyor. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma İmparatoru Anastasios'un piskoposluk merkezi olan Lagania' yı ziyaretine atfen şehrin adı, “Lagania-Anastasiopolis” ( Anastasios kenti ) olmuş.
Selçuklular döneminde Beypazarı, İstanbul-Bağdat yolu üzerinde önemli bir ticaret merkeziydi. Yeraltı ve üstü zenginliklerinden dolayı vazgeçilmez bir pazardı. Beypazarı, Orhan Bey Ankara'yı alınca Bursa Sancağı'na bağlanarak Osmanlı yönetimine girmiş. İlçedeki çoğu kalıntılar Osmanlı dönemine aittir.Beypazarı 1868 yılından itibaren Ankara'ya bağlanmıştır.
Osmanlı Devletii'nin toprak rejimi ve askeri sisteminin omuriliği olan tımarlı sipahi merkezleri'nden birisi olan Beypazarı, buradaki sipahi beyine ve ticari, ekonomik hayatın yoğunluğuna bağlı olarak ‘Beğ Bazarı’ diye adlandırılmış.
Beypazarı geçimini tarımdan sağlayan bir ilçe. Gelir düzeyleri gayet yüksek. Şimdi bir de turizmle uğraşma imkanları oluşmuş durumda. İlçeye gelen turist sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. En güzeli de Beypazarlılar ilçelerini turizm cenneti haline getirirken, SİT alanı ilan etmeye gerek görmeden ve devletten bir destek almadan evlerini firmaların desteği ve belediyenin girişimiyle restore ettiriyorlar. Bu da sivil girişimin en güzel örneklerinden biri olsa gerek.
Halk Evi 1938’de hizmete girmiş. Restore edildikten sonra burada seminerler ve çeşitli organizasyonlar yapılıyormuş. Hafta sonları siyah beyaz fotoğraflar sergileniyormuş. Bir daha ki Beypazarı ziyaretimde gideceğim ilk yer. Taş Mektep
Şu anda belediyenin restauranı olarak hizmet veren Taş Mektep 1800’li yılların sonunda erkek öğrenciler için yapılmış. Birinci İlkokul adı verilmiş. 180 altın liraya mal olmuş. Okul olarak yaptırıldıysa da görkemli bir konak görünümünde.

İmaret Meydanı ve El Sanatları Meslekeleri Dükkanları
Kaybolmaya yüz tutmuş olan el sanatları burada tanıtılıyor.Dokuma tezgahları, yorgancı, kunduracı,bindallı işlemeciliği gibi. Hem bu el sanatlarının nasıl yapıldığını seyrediyor hem de satın alabiliyorsunuz.


Ahşaptan yapılmış Beypazarı Evleri maketleri ve gece lambaları


İnözü Vadisi
Beypazarı'nın uzun tarih İnözü Vadisi üzerindeki yüksek kayalıklardaki mağaralarda başlamışt. Beypazarı'nın ilk ismi olan Lagania (Kaya Doruğu Ülkesi) ismini buradaki yüksek kayalıklardan almış. Hitit ve Frigyalılar yaşam alanı olarak kullanmışlar. Mağaraların içindeki izlerden mağaraların Bizanslı rahipler tarafından manastır olarak kullanıldığı düşünülüyor..
Alaattin Sokak
Restorasyonu tamamlanmış bir çok tarihi konak bu sokak üzerinde. Yöresel ürünlerin satıldığı standların kurulduğu yer burasıdır.. Burada yöresel ürünleri kendi evinde yapıp getiren ev hanımları satıyor. Onlardan ürünler hakkında bilgi alabiliyor ve sohbet edebiliyorsunuz.

Teyzem aslında çekmemi hiç istemedi.Ama bakar mısınız ne kadar güzel çıkmış.Ellerine sağlık.




Yöresel Lezzetler
Beypazarı Kurusu
Taş fırınlarda pişiriliyor. Tazeliğini 1 sene koruyabiliyor. Un,süt ve tereyağından yapılıyor. Ben Beypazarına gidene kadar özellikle Beypazarı kurusu yemedim. İyi ki de yememişim. Çünkü buradakilerin Ankara'da satılanlardan farklı olduğunu söyledi yiyenler. Ben alamadım ama siz muhakkak taze (nasıl adlandırılıyor bilmiyorum fazla sert olmayanından) da alın. Ama iki türlü de çokkk güzel.
Havucu ve Yan ürünleri
Türkiye’nin havuç ihtiyacının %60’ını Beypazarı kaşılıyor. Bu yüzden havuçla ilgili pek çok şey bulabilirsiniz burada. Mesela havuç lokumu-ki ben çek beğendim yumuşacık ve çok tatlı olmadığı için rahatsız etmiyor. Havuç reçeli yapılıyor ama benim damak tadıma çok fazla uymadığı için ben beğenmedim. Havuç suyu Beypazarı’nın hemen hemen her noktasında taze olarak satılıyor. Çok lezzetli ve ferahlatıcıydı.. Oğlum bile çok beğenerek içti.
Cevizli Sucuğu
Üzüm suyuna su ve şeker katılmadan yapılıyor. Üzümde tahmin ettiğiniz gibi Beypazarı'nda yetiştiriliyor. Gerçekten çok lezzetli.
Yöresel Yemekler
Tarhana çorbalarını çok beğendim. Trakyalılar pütürsüz tarhana çorbası yaparlar. Bu farklı olduğu halde çok lezzetliydi. İçine kıymada koymuşlardı. Bütün grup tarhanayı çok beğendi. Biz ne yazık ki restaurantımızda olmadığından Beypazarı güveci yiyemedik. Bize aynı olduğu söylenilen Uruç kebabından yedik. Artık ne kadar doğru söylediklerini Beypazarı güvecini yedikten sonra anlayacağım. Ama Uruç kebabı da çok lezzetliydi. Hele sarmasına bayıldım. Kendime bir dahaki gidişimde kesin o fırınlardan alıcağım. Çok lezzetliydi. Yaprakları çok güzel. Aynı zamanda onlar pişirirken eşki peksimet gibi bir şey koyuyorlar üzerine. Ben ondan ve yaprak aldım bakalım biraz olsun aynı lezzeti yakalayabilecekmiyim. Baklavasına gelince biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Ben ev baklavasını aslında çok severim. Ama ya aldığım yerden kaynaklanıyor yada lezzeti böyle bilmiyorum ben tadını beğenmedim. Ama gittiğimde tekrar deneyeceğim. Bu kadar anlatıldığına göre bir hikmeti vardır.

Beypazarı sarmalarının pişirildiği güveç fırınları Üst taraftaki uzantı semaver.

Nefis Beypazarı Sarması...

Uruç Kebabı...