Roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2008 Çarşamba

5 Haziran 2008 Perşembe

Pantheon

İmparator Hadrianus M.S.120’de çıkan yangında tahrip olmuş eski bir tapınağın üzerine yaptırmış.Kubbesi 43 metreden geniş çapa sahip ve yüksekliğiyle eşit. Bronz süslemeler sökülerek San Piedro Kilisesi için kullanılmış. Antik Roma’nın en iyi korunmuş anıtlarından. “Bütün Tanrıların Tapınağı” ya da "Tanrıların Gözü" olarak bilinen Pantheon’da Rafaello gibi sanatçıların, İtalya’nın ilk kralı II.Vittorio Emanuele ve oğlu I.Umberto gibi kişilerin mezarları var. Pantheon’un içini bayramları olduğu için göremedik kapalıydı ama içinin çok güzel olduğunu söylüyorlar. Özellikle kubbesinin içeriden görünümünü çok merak ediyordum. Üstünde gördüğünüz noktalar San Pietro Kilisesi için sökülen bronzların yerleri.

Pantheon'un bulunduğu meydanda ki çeşme.



Meydanda ki evlerden. Çok güzel görünüyor değil mi?

Ben balkonları çok seviyorum galiba gittiğim her yerde balkon fotoğrafları çekmiş buluyorum kendimi. Bu da onlardan birisi. Buradan "Tanrıların Gözünü" seyretmek ne kadar zevklidir kimbilir....

Sant’Angelo Köprüsü

Tiber nehri üzerindeki 20 köprüden birisidir.Bu köprü Bernini ve öğrencilerinin melek heykelleriyle süslüdür.

11 Mayıs 2008 Pazar

Fontani di Trevi (Trevi Çeşmesi) ya da bizdeki adıyla Aşk Çeşmesi

Özgür'ün Serra'ya evlilik teklifi ettiği yer tam olarak neresiydi acaba diye düşündüm içimden Aşk Çeşmesi'ni ilk gördüğümde...Lise yıllarımda okumaya başladığım ve daha sonra seri halinde yayınlanan kitapların kahramanları olan Özgür'ün Serra'ya evlenme teklifi canlandı gözlerimin önünde. Nasılda etkilemişti Özgür'ün yaptıkları beni. Ve orada onları seyrediyor gibi hissetmiştim kendimi. Ve yıllar sonra tam da oradaydım, Aşk Çeşmesi'nde...Oradaydım ve anlatmalıydım size. Dar bir meydana giriyorsunuz, dört bir tarafı binalarla çevrilmiş bir meydana ve karşımıza büyüleyici bir çeşme çıkıyor. Bu çeşmenin bu kadar küçük bir alana sıkışmış olmasına üzülüyorsunuz. Sanki meydana sığmıyor gibi.... Bu devasa çeşmenin bu meydana sıkıştırılmasının nedeni eski bir su sarnıcının buradan geçmesiymiş.
Bu çeşme Roma da ki bir çok çeşmeden en ünlüsü. Adını üç yolun birleşmesinden alıyor. 26 m yükseklinde ve 20 m genişliğinde.

Roma'da Barok* döneminde yapılmış ve Barok stilin tüm yansımalarının kullanıldığı en son eser. Roma'ya gelen herkesin ilk görmek istediği yer... Buna bende dahilim. Son uğradığımız yerlerden olan bu çeşmeyi koca gezi boyunca dilimden düşürmedim. Çeşmenin yapımına 1732 yılında mimar Nicola Salvi başlamış, 1757'de ölümü üzerine Giuseppe Panni tarafından 1762'de bitirilmiş. Fakat herkes tarafından Salvi'nin eseri olarak biliniyor ve bu şekilde ünlenmiş. Çeşme bir zafer takı ve eski Palozza Poli için ön cephe olarak planlanmış.
Tam ortada deniz atlarının çektiği arabasının içinde Neptün'e tritonlar (Triton, Poseidon ile Amphitrite'nin oğlu. Belden yukarısı insan belden aşağısı balık şeklinde ayakları at ayağına benzeyen bir deniz tanrısı) eşlik ediyor. Burada şaha kalkmış at okyanusun karışıklığını, sakin olansa huzur dolu durgunluğunu simgeliyor.

Aynı zamanda bir dilek çeşmesi de Trevi çeşmesi, içi bozuk para dolu. Dilek dilemek için farklı şeyler söyleniyor. Hepsinin ortak noktası çeşmeye arkanızı dönüyorsunuz, omzunuzun üzerinden çeşmeye doğru para fırlatıyorsunuz ve Roma’ya tekrar gelmek için para atıyorsunuz. Fakat keç kere olacağı farklılaşıyor. Kimi bir kez diyor Roma’ya tekrar dönebilmek için, kimi iki kez diyor birincisi sizin dileğiniz ikincisi ise Roma’ya tekrar dönmeniz için, kimi de üç kez diyor birincisi Roma'ya yeniden gelebilmek için ikincisi gerçek aşkı bulmak için ve üçüncüsü Roma'da gerçek aşkı bulmak için. Siz hangisine inanıyorsanız o kadar bozukluk atın.

Çeşmenin tam karşısındaki Kilise...


Barok (Meraklısı için Not)

1600’lerde Roma’da kilise etkisinde doğmuş ve tüm Avrupa’ya yayılmış bir harekettir. 16. ve 18.yy arasında oluşmuş ve şeklini almıştır. Sanatın her dalında mimarlık, müzik, resim ve heykelde etkisini göstermiştir. Tüm sanat dallarının etkileyici temalar altında birleşmesini sağlar. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detaylar en göze çarpan özellikleridir. Rönesans uslubundan ayrı hatta ona karşı olan bir sanat akımıdır. Yani Barok tarz hareketli, aşırılıklarla dolu, katı sanat kurallarına başkaldırandır.

8 Mayıs 2008 Perşembe

Piazza Navona

Piazza di Navona İmparator Circus Domitianus oval şekildeki meydanı M.S. 79’da atletizim stadyumu (Circus Agonalis) olarak yaptırmış. Antik çağlarda bu meydanda at yarışı düzenlenirmiş. Meydan bu stadyum kalıntılarının üzerine kurulmuş ve biri büyük diğer ikisi biraz daha küçük üç çeşmenin etrafında. Barok uslübunun güzel örnekleriyle dolu. Rönesansın etkisi altında yetişmiş Bernini ve Borromini'nin eserleri var meydanda. Ve yaptıkları eserlerde birbirleriyle olan rekabeti hicvettikleri söyleniyor.



Görünen dikilitaş Dört Nehir Çeşmesine ait. Ben fotoğraflarını aradım ve buldum.Muazzam bir çeşmeymiş.Çok güzel bir fotoğrafı www.thy.com/images/skylife/M-2005/27/6-27ROMA61.jpg adresinde var. Bence bir bakın.

Roma'nın en beğenilen ve turist ziyaretinin olduğu meydanıdır. Roma’nın gece hayatı burada çok güzel yaşanır. Piazza Navona’nın etrafında kafeler ve restoranlar,ressamlar ve çeşitli gösteriler yapan sanatçılar var.



Meydanda bulanan Sant’Agnese in Agone Kilisesinin tarihçesi ise şöyledir. Agnes 291 yılında doğmuş soylu bir Azize, küçük yaşta Vali’nin oğlu ile evlenmeyi reddediyor ve ölüm cezasına çarptırılıyor. Fakat o dönemde bakirelerin idamı yasakmış. Vali, Agnes’e tecavüz için bir adam buluyor. Ve adamın tecavüzünü engellemeye çalışan Agnes’e sinirlenen adam başını keserek kızı öldürüyor. Bu kilise bu Azize için yaptırılmış.


Kilisenin iç dekorasyonu Rainaldi’ye, dışı ise Borromini’ye ait.

Nehirler çeşmesini Bernini 1648-1651 yılları arasında yapmış. Ortasında Mısırın Dikilitaşı ile çevresinde dünyanın dört büyük nehrini temsil eden dört heykel bulunuyor. Avrupa’da Tuna, Asya’da Ganj, Afrika’da Nil ve Amerika’da Rio della Plata... Biz ne yazık ki Roma’nın her tarafında olduğu gibi burda da restarasyon çalışması olduğundan çeşmeyi göremedik.
Müzik grubunun hemen arkasında görünen iskeleler dört nehit çeşmesinin iskeleleri. Müzik grubu ise Navona Meydanını seslendiren gruplardan sadece biri...
Meydanda Della Porta tarafından yapılmış olan Moor Çeşmesi ve Neptun (nam-ı diğer Poseidon) Çeşmesi var. Aşağıda bunların fotoğrafları var.
Neptun Çeşmesi

Moor Çeşmesi

Navona Meydanına açılan bir balkon onun gibi neşeli ve renkli...

Navona Meydanı'nda bu kovboy ne mi arıyor. Euro tabikiii. Kutusuna para atıyorsun sonrada gidip fotoğraf çektiryorsun.


Saatlerce böyle durmasına hayran kalmadım değil. İşe koşan adam....

Piazza Spagna & Trinita dei Monti yani İspanyol Meydanı ve İspanyol Merdivenleri

İnsan kalabalığından görünmeyen yer İspanyol Merdivenleri...
Size ilk olarak ünlü İspanyol Merdivenlerinden bahsedeceğim. Burası bizim rehberimiz eşliğinde gezdiğimiz son yer aslında ama nedense ben ilk olarak ondan bahsetmek istedim. İspanyol Merdivenleri üç katlı traventen şeklinde. Yapımı 1726 yılında tamamlanmış ve ben saymadım ama 137 basamaktan oluşuyormuş. Okuduğum rehber kitapta ünlü şair John Keats’in burasını ilk gördüğünde duygularını şöyle anlattığı yazıyordu. ‘Neşe dolu biz yaz tembelliği bulutu’. Evet gerçekten de insan burasını görünce saatlerce oturup tembellik yapmak istiyor. Ama bizim ne yazık ki buna vaktimiz yoktu.
İngiliz şair bu dizeyi 25 yıllık kısa ömrünün son günlerinde yazmış ve 1821’de ölmüş. Yaşadığı ev; İspanyol Merdivenlerinin hemen altındaki Piazza del Spagna’da ve müze haline getirilmiş.. Bu ev aynı zamanda İspanyol Büyükelçiliği olarakta kullanılmış. Zaten meydan ve merdivenler adını buradan almışlar. İspanyol Meydanı Via del Corso’ya kadar uzanan ve şehrin en pahalı mağazalarının bulunduğu alışveriş merkezinin tam ortasındadır.
Ne kadar kalabalık değil mi?Tam karşıda görünen cadde Via Condotti..
Fontana della Barcaccia (Fotoğraf Eren Doğan tarafından çekilmiştir)
Piazza’nın 17.yy’da yapılmış olan gemi şeklindeki çeşmesi ‘Fontana della Barcaccia’yı 1627-29 yılları arasında Gian Lorenzo Bernini’nin babası olan Pietro Bernini yapmıştır. Merdivenlerin tam başında yer alıyor. İçi su dolmuş bir kayık biçiminde. Suyla dolu olan kayığın ön ve arka tarafından fışkıran sular var.
İspanyol Merdivenlerinin çok yakınında olan Via Condotti’de Roma’nın en eski kafesi vardır. ‘Caffé Greco’ Burası Goethe, Lord Byron (-ki ben kendisinin şiirlerini çok severim. Kendisi İngiltere’yi geri dönmemek üzere terk etmiş ve Venedik, Milano, Ravenna ve Pisa’da yaşamıştır.), Lizst, Fellini gibi ünlülerin uğrak mekanıymış. Rehberimiz en iyi kahveyi burada içebileceğimizi söyledi ama biz gidemedik. Kafede bu ünlülerin resimleri, büstleri... varmış. Çayseverler içinde ünlü bir kafe mevcutmuş İspanyol Meydanında. Barbington. Onunda 18.yy’a dayanan bir geçmişi varmış ve çayları çok çeşitli ve lezzetliymiş.
Restorasyon çalışması yapılan yer Trinita dei Monti Kilisesi...
Trinita dei Monti Kilisesi İspanyol Merdivenlerinin hemen üzerindedir. Bu kilise 16.yy’dan kalmıştır. İkiz çan kulelerine sahiptir.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

Roma

Tiber nehri'nin iki yanında yedi tepeye kurulmuştır Roma tıpkı İstanbul gibi... Roma çok alçak bir şehir yani yüksek binalar yada gökdelenler yok. Zaten çoğu şey tarihi eser niteliğinde. Yeni yapılanlarsa bunlara uyum sağlamış. Evlerini çok beğendim Roma'nın. Sonra her taraftan tarih fışkırsa da İstanbul gibi onlar en ufak bir şeye bile sahip çıkmışlar. Yani bu konuda bize pek benzemiyorlar.
Roma'nın çok yüzü var. En önemlisi tarihe tanıklık eden yüzü. Yıkıntılar arasından bile olsa 'Antik Roma' her tarafınızı sarmalıyor. Rönesansın başladığı şehir Roma. Barok akımının başlangıç noktası Roma. Bir sanat şehri. Vatikan'ın burada olmasından ve bir çok kilisesinden dolayı sahip olduğu başka bir kimlik ise 'Dindar Roma'. Tüm bu özelliklerinin yanında Roma yüzyılımıza da çok güzel uyum sağlamış. 'Modern Roma' şehrin her yerinde kendini hissettiriyor. Dondurması, makarnası ve pizzası ile 'Gurme Roma'.
Veee en önemlisi aşıklar şehri Roma. Tersinden okunuşu bile aşk olan bir şehir Roma...
O kadar çok gezip görmeniz gereken yer var ki... Sanırım 1 gün asla yeterli olmuyor. Şimdi bakıyorum da görmek isteyip de göremediğim o kadar çok yer kalmış ki. Onları da yazacağım burada belki siz benim başaramadığı başarır ve tam bir Roma turu yapabilirsiniz.
Evet sıfatı ne olursa olsun karşınızda benim gözümle Roma....

Pisa Pisa 1

Pisa Şehri İtalya’nın kuzeyindedir. Pisa İmparatorluğu 11. ve 13. yy’lar arasında en parlak dönemini yaşamıştır. Güçlü bir donanmaya sahiplerdi. Mucizeler Meydanı’nda yer alan şaheserler Pisa İmparatorluğu’nun mirasıdır.
Pisa, meşhur Eğik Kule’ye (Torre Perdente) ev sahipliği yapmaktadır. 1063-1090 yıllarında yapılan şehir katedralinin çan kulesi, Katedral'den ayrı olarak 1173 yılında yapılmıştır. Ünlü Pisa Kulesi, bu çan kulesidir.
Roma'ya 368 km, Floransa’ya yaklaşık olarak 90 km uzaklıkta. Roma'dan çıktığınız da yaklaşık olarak 4,5-5 saat arasında Pİsa'da oluyorsunız.Floransa’yı boydan boya ikiye bölen Arno nehrinin denize döküldüğü yerde.

Pisa’ya girer girmez Mucizeler Meydanı (Piazza dei Miracoli) ya da diğer adıyla Mucizeler Alanı (Campo dei Miracoli) karşınıza çıkıyor.Yemyeşil çimenlerle kaplı alanda bir adet Vaftizhane bir adet Katedral ve Eğik Kule yer almakta. İnanılmaz güzel mimariye sahipler ve gerçekten heybetli yapılar. Mucizeler meydanın da yaşam döngüsünün her yönüne rastlamak mümkün.Vaftihane doğumu simgeliyor,Katedral yaşamdaki ibadeti, ve ölümü simgeleyen Campo Santo Mezarlığı.

KATEDRAL
Katedral Sicilyalı müslümanlara karşı kazanılan zaferi kutlamak için yapılmıştır.Katedral’in mimarı Buscheto Katedral’in sol ucundaki kemerde Latince şöyle yazmıştır. ‘Bu mermer kilisenin bir eşi daha yoktur’ ve Pisa’yı gördükten sonra bunu yazmakta ne kadar haklı olduğunu anlıyorsunuz.

Katedral'den bir detay...

Katedral'in girişinden...

Katedral’in mermer kürsüsü Giovanni Pisano tarafından 14.yy.’da oyulmuştur. Katedral’e girdiğinizde dikkat edin çünkü bu bir başyapıt olarak adlandırılıyor.

PİSA KULESİ

Pisa Kulesi altı tane yuvarlak parça üst üste oturtularak yapılmış. En alttaki ve en üstteki parçayla 8 adet silindir etmektedir. Bu parçalarda sütunlardan oluşuyor. Kulenin yüksekliği 56 metre. Tamamen beyaz mermer kullanılarak yapılmış. Üzerine 294 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Tek seferde 30 kişinin çıkmasına izin veriyorlar. En üstteki 8. katta çanlar vardır. Pisa Kulesi’nin 8 katından 3.’sü çıkılmışken güneye doğru eğilmeye başlamıştır. Yıllar geçtikçe eğim artmıştır. Şu anda eğim 4,5 metreye ulaşmıştır. Bunun sebebi temeldeki yumuşak zemindeki bir çökmedir. 1990-2001 yılları arasında onarım için kapalı tutulmuştur.
VAFTİZHANE

Daire şeklindeki Vaftizhane’nin tepesinde Vaftizci Yahya heykeli vardır.

Buradaki mermer vaiz kürsüsünü Giovanni’nin babası Nicola Pisona yapmıştır.

Vaftizhane'nin vitraylarından bir örnek...

Vaftizhane'nin Kubbesi... Bir görevli zaman zaman kubbenin akustiğini göstermek için kapıyı kapatıp ilahi gibi birşeyler söylüyor.

Vaftihane'nin dışından bir detay...

Mucizeler Meydanı’nın bir köşesinde sıra sıra hediyelik eşya satan dükkanlar var. Buradan Pisa ait değişik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ve bir hatırlatma pazarlık yapmıyorlar

Mucizeler Meydanı.....

Pisa sokaklarından..