Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2011 Cumartesi

İstanbul'a döndüm...

Etrafımda çok sorun olduğu yalan değil. Hayatımın bir sürü değişimlere gebe olduğuda. Birçok insan gibi belki de. Ama İstanbul'a döndüm. Yeni işime başladım. Yeni evime taşındım. Umut doluyum tüm olanlara karşın.
Zaman zaman vapurla geçiyorum karşıya. Başımı vapur korkuluğuna yaslayıp İstanbul'u seyrediyorum ters ışıktan. Vapurlara yarenlik eden, onlarla yarışan martıları seyrediyorum. Karşı açıklardaki sis içindeki gemilere bakıyorum. Rüzgarını hissediyorum boğazın.
Herşeyi başarabilirmişim gibi geliyor. Yaşadığım şehre geri döndüm. Yaşlanacağım yere. Ailemin yanına, dostlar arasına geri döndüm. Hayatımda çok şey değişiyor belki ama ben bir vapurun güvertesinde otururken dünyayı elimle tutabilecekmişim gibi hissediyorum. Şarkının dediği gibi gülüyorum olan tüm kötü şeylere inat.
Umut doluyum Galatayla arkadaşlık eden Neva Şalom Sinagoguna bakarken.
İstanbul'a döndüm.
Şehrime...
Ne olursa olsun hayatımda,
Hoşbulduk İstanbul.
Artık daha güçlüyüm.
Biliyorum.

20 Nisan 2010 Salı

Ördekler...Babaeski...Özlem....

Yine memleketimi özledim. Ne güzel yeşillenmiştir şimdi. Orada olmak istiyorum artık. Orada yaşamak. Az kaldı yakınlaşmaya. Az kaldı... Bir pazar günü avluda taze demlenen çay eşliğinde, ablamın yaptığı limonlu cheesecake yemek istiyorum yine. Az kaldı gitmeye... Rüyalar mı gerçek oluyor yoksa başka şeylere mi gebe hayatımız bilmiyorum. Ama yaşamak lazım. Hem de köküne kadar. Biliyorum...

Memleketimi çok özledim. Buğday kokusunu özledim. Taze taze çıkan undan yapılan ekmeklerin kokusunu özledim. Babamı özledim ve de annemi. Sonra kardeşlerimi... Memleketimin sakinliğini. Zamanın yavaşlamasını. Tanıdığım kişiler arasında olmayı özledim sonra. Çarşıda tanıdık yüzler görmeyi, selamlaşmayı, anneme selamlar götürmeyi, hiç tanımasam da sırf beni tanıyorlar diye insanları evime davet etmeyi özledim korkmadan.

Babamın torunu seviyor diye aldığı tavukları, kazları ve oğlumun bunları kovalamasını özledim. Taze kopardığı domatesleri üzerini kirletmesine aldırmadan yiyen oğlumun mutluluğunu görmeyi özledim. Gurbette yaşadığım 3 sene anladım ki gurbetlik gerçekten çok zormuş. Ve yaşayanlar bilirmiş. Şükür ki artık sonuna geldim. Çokk şükür. Az kaldı memleketimin 1,5 saat yakınına gitmeye.

Çokkk özledim kırlarda dolaşmayı. Sere serpe yatmayı. Kene korkusu olmadan oğlumu çimenlerde yuvarlanışını seyretmeyi özledim. Kardeşimi özledim sonra. Askerliğini bitirmesine az kalan kardeşimi. Onu Babaeski'de görmeyi özledim. O yokken sanki orası yarım. Hep bir şeyler eksik. Az kaldı diyorum ya. Hem de çok az kaldı.

Ördeklerin resmi geçidini seyretmeye, annemin lezzetli yemeklerinden yemeye, memleketimin güzel havasını içime çekmeye çok az kaldı.
Ama yine de bugün tüm yoğunluğumun arasında bir memleket özlemi sardı her yerimi.
Yazayım dedim geçen sene çektiğim fotoğrafları gördüğümde...
Sonra da oturup bu satırları yazdım işte.
Az kaldı dostlar...
Çokk az...





20 Aralık 2009 Pazar

Gitmek...

Gitmek istediğim yalan değil. Arkama bakmadan çekip gitmek istiyorum oğlumu cebime koyup. Hep derler ya dertler tek başına gelemeyecek kadar korkaktırlar diye. İşte yine korktular. Sıra sıra dizildiler şimdi arka arkaya geliyorlar sağolsunlar. Artık bilmiyorum bu akın ne zaman sona erer. Biter mi onu da bilmiyorum. Sadece bu kadar sakin nasıl kalabildiğime şaşırıyorum. Kötü haber almadan geçirdiğim tek günüm yok. Başlangıcı belli aslında. Üzülmek hem de çok üzülmek istiyorsanız hayatta büyük iyilikler yapın. Gerçekten. Hayır hayır yanlış yazmadım. Hatta iyiliğiniz ne kadar büyük olursa o denli üzülüyor ve yıkılıyorsunuz. Çokkk büyük bir bedel ödüyorsunuz.
Ne barındığım eve sığıyorum, ne bütün gün çalıştığım işyerime ne de yaşadığım bu şehre hatta dünyaya. İstediğim tek şey çekip gitmek. Ben hayatı kabullendikçe o bana yeni sürprizler hazırlıyor. Hem de en kötülerinden. Belki de ben yanlış yapıyorum. Hem de en büyüğünden. Bu kadar mutsuz olmak için ne yaptım bilmiyorum. Hayat bana ne zaman gülecek ya da gülecek mi onu da bilmiyorum.....

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Ankara'da Kır Çiçekleri ve Can Yücel Şiirleri....

Bugün işten geldikten sonra oğlumla beraber çıkıp fotoğraf çektik. Gelincikler, kır çiçekleri... Çokk güzeldi. Aslında biraz kır çiçekleriyle ilgili şiir aradım ama sonra vazgeçtim. Beni gerçekten derinden etkileyen çok az şair vardır. Bunların en başında Can Yücel geliyor. Bu kadar keyifli fotoğrafların eşliğinde en sevdiğim şiirleri koyma kararı aldım. Ve işte karşınızda taze çeklimiş fotoğraflarım ve en çok sevdiğim Can Yücel şiirleri....
ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...


DEĞİŞİK
Başka türlü birşey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava
Nerde gördüklerim,nerde o beklediğim
Rengi başka, tadı başka
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığından uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince
Dalın yüksekliğince rüzgârda
Vardığım çimen yeşilliğince

HERŞEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...



31 Ocak 2009 Cumartesi

Yazıyorum... İşte o kadar...

Buaralar canım hiç bir şey istemiyor. Öyle bir gariplik çöktü üzerime. Kafamın içinden bir sürü şey geçiyor aslında. Yapmam gerekenleri sıralıyorum kafamın içinde ama işte o kadar.... Kafamın içinden gemiler geçiyor durmadan. Geçiyor da işte o kadar. O kadar sevdiğim halde artık gezmek bile gelmiyor içimden oysa yaptığım gezi planları hala masamın üzerindeki dosyada. Hala içimden bir trene atlayıp Van'a kahvaltı etmeye gitmek geliyor ama işte o kadar. Herşeyi ertelemiş durumdayım. Bekliyorum işte. Neyi beklediğimi biliyorum aslında. Ama beklemek o kadar zor ki. Bence bu dünya üzerindeki en zor şey sabrı öğrenmek. Yüreğiniz pır pır atarken sessizce beklemek.... Ya da beklemeyi öğrenmek...
Buaralar sadece kitap okuyabiliyorum galiba. Başka hayatlarda kaybolabilmek için belki de... Ahmet Ümit okuyorum, İpek Ongun'un ilk gençlik yıllarıma damgasına vuran serisinin devamını okuyorum, Meave Binchy okuyorum uzun zamandır okuyamamışken sonra Soner Yalçın okuyorum, 'Siz Kimi Kandırıyor sunuz?'. Başkalarını bilmem ama ben kendimi kandırma çabasındayım galiba....

Buaralar yazı da yazamıyorum oğlumun günlüğü dışında. Onu da sırf hiç bir şeyi unutmamak adına yazıyorum. Kitabımın uzun zamandır kapağını kaldıramadım. O kadar kolay yazılar yazan ben şimdi yazdıklarımı okudukça şaşırıyorum. Bu günler geçici elbet biliyorum. Yine yazmaya başlayacağım, yine gezmeye başlayacağım, yine yaşamaya başlacağım kısaca.... Ama dedim ya bekliyorum. Neyi beklediğimi de biliyorum aslında. Bir yol ayırımındayım yine daha önce bir çok kereler olduğu gibi. Allahtan eşim ve gözlerinin içi bile gülen oğlum benimle. Sonra ailem.... Trakya'ya gittiğimde baba evinde çektiğim şöminede yanan çıtır çıtır odunların fotoğraflarını gördüm hasta hasta oturduğum bilgisayarımın başında. Biraz duygusalım biraz gurbette... Belki de bu özlem yazdırdı bana bunları. Ama çok özledim ya İstanbul'da olmayı, ailemin 1,5 saat yol mesafesinde olmayı. Çok özledim İstanbullu olmayı...


27 Temmuz 2008 Pazar

Birazda Trakya'dan....

Trakya'yı çok seviyorum. Memleketim olduğundan mı yoksa gerçekten öyle mi bilmiyorum ama burada bulduğum huzuru hiç bir yerde bulamıyorum. Hiç bir yer buraya benzemiyor sanki...Bir kasabada 'hayata merhaba' demiş olmaktan çok mutluyum. Büyük şehir hayatından ne zaman bunalsam buraya kaçıyorum. Ve zaman yavaşlıyor. İnsanın sığınabileceği böyle bir limanının olması ne güzel. Artık ailemin yanında geçirdiğim günlerin sonuna geldim. Ağustos başı itibariyle Ankara'dayım ve uzun bir süre Trakya'ya gelmeyeceğim. Dün babamın bahçelerinde dolaştım biraz. Dalından kopardığınız malzemelerle salata yapmanız kadar büyük bir zevk var mı? Ya da tarladan yeni kopardığınız bir karpuzu yemek kadar? Tatları bende saklı olsa da fotoğraflar sizindir. Karşınızda bizim oranın bahçeleri...

Annem geçen gün bahçeden kocaman bir lahana koparmış. Sonra lahanayı rondada doğradı ve tuzla bir güzel ovdu. Üzerine sarımsaklı yoğurt döktü. En son üzerine de zeytinyağı ve pulbiber. Lahanayla pek arası olmayan ben bile bu salataya bayıldım.

Taze semizotlarıyla yapılan salatanın tadına doyum olmuyor doğrusu...

Kabaklarımız...


Kabak çiçeği dolmasısını ilk olarak yengemde yemiştim ve tadı gerçekten çok güzeldi. Aslında bu geldiğimde yapacaktım ama kabak çiçeklerini sabah altı gibi kalkıp toplamak gerekiyormuş. Ben geç kaldım hep. Artık bir daha ki sefere. Bunlarda benim toplayamadığım kabak çiçekleri...


Patlıcanlar.... İstanbul'da otururken çok rahattım. Annem yazın bahçemizden topladığı patlıcanları babamın Bulgaristan'dan getirdiği közleme makinasında közler, dondurur ve bana gönderirdi. Artık Ankara'da olduğumdan dolayı böyle bir lüksüm kalmadı. Eeee artık bizde fotoğraflarına bakıcağız sadece. Bir de geldikçe tadına bakıcağız...

Bostan Patlıcanlarımız.

Bardak domatesler...

Oğlumun en çok sevdiği şeylerin başında geliyor domates. Hormonsuz ve ilaçsız domateslerin keyfine vardık burada oğlumla. O da dalında kopan domatesin ne kadar lezzetli bir şey olduğunu öğrendi. Bakalım şehir domateslerine nasıl alıştıracağız kendisini:))))

'Kızarmış yeşil domatesler'i hatırlıyorum ne zaman yeşil domates görsem. Çok güzel filmdi . Yeşil domates kızartması çok güzel oluyormuş ama ben daha deniyemedim. Ama domates turşusunu çok özledim.

Acı biberlerim.

Erik Ağacı....

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Fotoğraf Denemeleri, Beyzacığım bunlar senin için....

Bu aralar fotoğraf yüzünden Beyza'yı bunaltmaya ara verdim. Ama denemeye devam. Bunun bir sonu olmasa da öğrenebildiğim kadar çok şey öğrenmek istiyorum fotoğraf hakkında. Beyza'nın bize geldiği hafta sonu çektiği fotoğraflar gibi fotoğraf çekme çalışmaları yapmaktayım. Beyzacığım bu fotoğraflar senin için... Bak bakalım ne kadar becerebilmişim. Bu arada artık senin şu bloğunu açsak diyorum. Aaaa ellerimi titretmemişim Eren'e bir ara söylersin. İşte fotoğraflarım...



Ringo ringo şişeler....