16 Temmuz 2008 Çarşamba
5 Haziran 2008 Perşembe
Pantheon
Meydanda ki evlerden. Çok güzel görünüyor değil mi?
Ben balkonları çok seviyorum galiba gittiğim her yerde balkon fotoğrafları çekmiş buluyorum kendimi. Bu da onlardan birisi. Buradan "Tanrıların Gözünü" seyretmek ne kadar zevklidir kimbilir....
Sant’Angelo Köprüsü
İtalya Yazılarına Devam.... Vatikan...Papaların İkametgahı...
Vatikan Neron’un yüzlerce hristiyanı katlettiği Vatikan tepesinde kurulmuş. Ortaçağda sıtmanın kaynağı olan bataklığın çevrelediği bir tepedir Vatikan. 600 yıldır Papaların ikametgahlığını yapıyor ve 1929’da Mussolini’nin imzaladığı “Lateran Anlaşması”ndan sonrada bağımsız bir devlet haline gelmiş. Dünyada ki tek “Tanrı kent” ve devletidir. Vatikan İtalya’nın tüm haklarından yararlanabilen fakat kendi bayrağı ve egemenliğe sahip ayrı bir devlet.
Vatikan adı hristiyanlığın ilk 1350 yıllık döneminde hiç ağıza alınmamıştı. 1267 yılına kadar kutsal sayılan böyle bir yerleşim yeri yoktu. Papa Lateran denilen yerleşim alanlarında ikamet ederdi. 14.yy’a kadar Papalar Fransa’nın Avignon şehrinde yaşıyorlardı. Ve Fransa Kralı’nın koruması altındaydılar. Papaların Vatikan’a gellişleri 1377 yılında Avignon’daki Papaların hükümdarlığının yıkılmasıyla olmuştur.
Vatikan kendi pasaportu, devlet kuruluşları ve bürokratları olan bir devlettir. Yerleşik nüfusu yaklaşık olarak 750’dir. Bu kadar az nüfusa sahip olmasına rağmen bir tren istasyonu, helikopter alanı, postanesi, 30 dilde yayın yapan radyo istasyonu, muazzam müzesi ve devesa kütüphanesi vardır. (Yarım milyon el yazması kitabı var ve ancak özel izinle girilebiliyor.)
Papa tüm katoliklerin pederi olsa da sadece Vatikan halkının devlet başkanı. Bu anlamda koyduğu kurallar sadece burada geçerli. Papa’nın bir başbakanı, senetosu ve bakanları vardır. Vatikan’ın siyasi olarak en güçlü kurumu “Curia”. Buna Vatikan’ın beynide diyebiliriz. Dünyevi bir kuruluş olduğundan Papa istediği zaman bu kurumu ortadan kaldırabilir.
Vatikan ülkesinde irili ufaklı 200’den fazla bina var. Vatikan’ın en yüksek binası San Pietro Kilisesi.Papalık makamının olduğu yere Roma ve Vatikan’ı birbirinden ayıran Bronz Kapı’dan giriliyor. Bronz Kapı sadece önemli törenlerde açılıyor.Vatikan ülkesine ise bu kapının hemen sağında ve 300 metre ilerinde yer alan Saint Anne kapısından giriliyor. Araçlar ve halk bu kapıdan giriş yapıyorlar.

Vatikan’ın serveti asla tam olarak açıklanmıyor. Bir çok kuruluşa,bankaya,TV kanallarına...vs olan ortaklığı bilinsede Vatikan hep az kazandığındam şikayetçi. Aslında dünyanın en zengin ülkelerden.
San Pietro Kilisesi
Neron döneminde M.S. 64 yılında öldürülen havarilerin lideri Aziz Pietro’nun gömülü olduğu yerde şimdi O’nun anısına hristiyanlığın en büyük kilisesi olan San Pietro Kilisesi var. San Pietro’nun sırf hristiyan olduğu için yakıldığı yerde şimdi katolik hristiyanların mabedi yer alıyor.
17.yy’da yapılmış olan ikiz çeşmelerden birisi ile Mısır dikilitaşının arasında durun (işaretlenmiş bir nokta var) ve dört adet arka arkaya sıralanmış sütunun tek bir sütun haline geldiğini seyredin. Muazzam bir mimarlık ve simetri....Mısır dikilitaş’ın aynı zamanda başka bir özelliğe güneş saati olması. Etrafında yerde çeşitli simgeler var.Dikilitaşın gölgesi hangi simgeye geldiyse saatin o olduğu anlaşılıyor.
Kilisenin içindeki çoğu heykel Papalara ait.
Ne yazık ki benim fotoğraflarımın çok karanlık çıktığı diğer bir sanateseri ise 13 yy’dan kalma bronz Aziz Petrus heykelidir. Yine Floransalı olan Arnolfo di Cambio tarafından yapılan heykelin sağ ayağının parmakları milyonlarca hacının dokunması sonucunda aşınmış durumdadır.
Ben ne yazık ki yapamadım ama size bir bilgi olarak vermek istiyorum. Kilisenin en tepesine kadar çıkıp Roma’yı kuşbakışı seyretme olanağına sahipsiniz. Eğer asansörle çıkacaksanız bunun için 7 Euro ödemeniz gerekiyor. Eğer merdivenle çıkacaksanız 3 Euro ödeyeceksiniz. Ama iki seçenektede bir yerden sonra merdivenle çıkmanız gerekiyor.
Vatikan Müzesini gezmek başlı başına bir gün istiyor. Ben yine zaman yokluğundan gezemedim. Ama Roma’ya ilk gidişimde ilk gezeceğim yerdir. Sistine Şapel’ini göremedim anlayacağınız. Müze’ye giriş için 12 Euro ödemeniz gerekiyor.
Size tavsiyem Vatikan’a giderken Venedik Meydanı taraflarında arabadan inin ve Sant’Angelo Köprüsünde geçerek Vatikan’a yürüyerek gidin.
Tam karşıda görünen San Pietro Kilisesi. Bu yol Papa'nın özel günlerde özel arabasıyla halkı selamladığı yol. Bütün halk burada toplanıyor. Ağca'nın Papa'yı vurduğu yer hemen bu yolun ortalarında yer alıyor. Papa'nın üstü açık olan ve buraya çıkıp halkı selamladığı araba o günden sonra kurşun geçirmez camla kaplanıyor.
Fotoğraf Eren Doğan'ın makinası tarafından çekilmiştir.
Ve son...Bunlarda Vatikan'ın silüetleri..Saat 23:00. Yorgunluktan ölmüş bir kafile. Az önce bahsettiğim yolun başında ve çaprazında ki yolun tam ortasındayız. Kırmızı ışık yanıyor arabalara ve biz Roma sokaklarının keyfini çıkarıyoruz. Volkan,Teoman,ben,Ahu ve bizim Kayserili Eren....
11 Mayıs 2008 Pazar
Fontani di Trevi (Trevi Çeşmesi) ya da bizdeki adıyla Aşk Çeşmesi
Roma'da Barok* döneminde yapılmış ve Barok stilin tüm yansımalarının kullanıldığı en son eser. Roma'ya gelen herkesin ilk görmek istediği yer... Buna bende dahilim. Son uğradığımız yerlerden olan bu çeşmeyi koca gezi boyunca dilimden düşürmedim. Çeşmenin yapımına 1732 yılında mimar Nicola Salvi başlamış, 1757'de ölümü üzerine Giuseppe Panni tarafından 1762'de bitirilmiş. Fakat herkes tarafından Salvi'nin eseri olarak biliniyor ve bu şekilde ünlenmiş. Çeşme bir zafer takı ve eski Palozza Poli için ön cephe olarak planlanmış.
Aynı zamanda bir dilek çeşmesi de Trevi çeşmesi, içi bozuk para dolu. Dilek dilemek için farklı şeyler söyleniyor. Hepsinin ortak noktası çeşmeye arkanızı dönüyorsunuz, omzunuzun üzerinden çeşmeye doğru para fırlatıyorsunuz ve Roma’ya tekrar gelmek için para atıyorsunuz. Fakat keç kere olacağı farklılaşıyor. Kimi bir kez diyor Roma’ya tekrar dönebilmek için, kimi iki kez diyor birincisi sizin dileğiniz ikincisi ise Roma’ya tekrar dönmeniz için, kimi de üç kez diyor birincisi Roma'ya yeniden gelebilmek için ikincisi gerçek aşkı bulmak için ve üçüncüsü Roma'da gerçek aşkı bulmak için. Siz hangisine inanıyorsanız o kadar bozukluk atın.
Çeşmenin tam karşısındaki Kilise...
Barok (Meraklısı için Not)
1600’lerde Roma’da kilise etkisinde doğmuş ve tüm Avrupa’ya yayılmış bir harekettir. 16. ve 18.yy arasında oluşmuş ve şeklini almıştır. Sanatın her dalında mimarlık, müzik, resim ve heykelde etkisini göstermiştir. Tüm sanat dallarının etkileyici temalar altında birleşmesini sağlar. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detaylar en göze çarpan özellikleridir. Rönesans uslubundan ayrı hatta ona karşı olan bir sanat akımıdır. Yani Barok tarz hareketli, aşırılıklarla dolu, katı sanat kurallarına başkaldırandır.